yazarlar

83. OSCAR ÖDÜLLERİ

  

İŞTE OSCAR KAZANANLAR:

En İyi Film: The King's Speech
En İyi Yönetmen: Tom Hooper (The King's Speech)
En İyi Erkek Oyuncu: Colin Firth "The King's Speech''
En İyi Kadın Oyuncu: Natalie Portman "Black Swan"
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Christian Bale (The Fighter)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Melissa Leo (The Fighter)
En İyi Yabancı Film: In a Better World / Susanne Bier / Danimarka
En İyi Uyarlama Senaryo: The Social Network, Aaron Sorkin
En İyi Orijinal Senaryo: The King's Speech: David Seidler
En İyi Görüntü Yönetimi: Inception - Wally Pfister
En İyi Sanat Yönetmeni: Alice in Wonderland - Robert Stromberg, Karen O'Hara
En İyi Animasyon: Toy Story 3
En İyi Animasyon (Kısa Metraj): The Lost Thing
En İyi Müzik: The Social Network, Trent Reznor ve Atticus Ross
En İyi Şarkı: Randy Newman, If I Rise - 127 Hours
En İyi Görsel Efekt: Inception, Paul Franklin, Chris Corbould, Andrew Lockley ve Peter Bebb
En İyi Kurgu: The Social Network Angus Wall ve Kirk Baxter
En İyi Ses Miksajı: Inception, Lora Hirschberg, Gary A. Rizzo ve Ed Novick
En İyi Ses Montajı: Inception, Richard King
En İyi Makyaj: The Wolfman, Rick Baker ve Dave Elsey
En İyi Kostüm: Alice in Wonderland, Colleen Atwood

DOĞANIN ORTASINDA SIKIŞIP KALMANIN ÇARESİZLİĞİ



 127 SAAT - 127 HOURS


YÖNETMEN : DANNY BOYLE
OYUNCULAR: JAMES FRANCO, KATE MARE, AMBER TAMBLYN
 
“127 Saat-127 Hours” koltuğa kurulup rahat izlenecek bir film değil. Kanyonda bir çatlakta kolu sıkışan genç adamın beş gün süren yaşam mücadelesini izlemek insanın içini acıtıyor. Bu yıl Rodrigo Cortes’in başarılı ile yönettiği“Toprak Altında-Buried” toprak altına canlı gömülmüş bir adamın doksan dakika süren çaresizce mücadelesini, nefesi daralarak izleyen seyirciye, “127 Saat” de benzer duyguları yaşatıyor. İzlenen öykünün gerçekten yaşanmış olduğunu bilmek kahraman Aron Ralston ve seyirci arasındaki empatiyi güçlendiriyor. Aron’un beş gün boyu kamerasına kaydettiği görüntüleri adeta bire bir çeken yönetmen Danny Boyle sıkışmış bir kolun acısını hissettirmeyi başarıyor. 

KEKEME KRALIN MÜCADELESİ

ZORAKİ KRAL-KING’S SPEECH


Yönetmen: Tom Hooper
Oyuncular: Colin Firth, Geoffrey Rush, Helena Bonham Carter, Guy Pearce.

2011 Oscar adayları arasında gerçek yaşam öykülerinden ilham alan filmler çoğunlukta. “Zoraki Kral” da İngiliz Krallığının kekeme varisi Prens Albert’in(Colin Firth) tahta çıkış öyküsünü anlatıyor.

Ağabeyi Edward’ın(Guy Pearce) monarşinin tutucu kurallarına uymayan sevgilisi için krallıktan feragat etmesi ile, Albert tahta çıkmak mecburiyetinde kalır. En büyük sorunu olan kekemelikten, onca tedaviye rağmen kurtulamamaktadır. Kekeleyen, bir cümleyi tamamlayamayan bir kral halkına sesini nasıl duyuracaktır? Artık umutlarının azaldığı bir dönemde karısı Elisabeth’in (Helena Bonham Carter) bulduğu konuşma terapisti Lionel Logue (Geoffrey Rush), o zaman için alışılmadık yöntemler ile o'nun kekemeliğini tedavi etmeye çalışır.


SİNEMANIN EN GÜZEL AŞK FİLMLERİ

 

Aşksız hayat olamayacağı gibi aşksız bir sinema da düşünülemez. Aşk filmlerini veya içinde aşk olan filmleri, en iyi veya daha iyi diye sıralamak oldukça göreceli ve kişisel bir yaklaşım.

Bir "Love Story" bir "İnsanlar Yaşadıkça" veya "Öğleden Sonra Aşk" veya "Roma Tatili" gibi klasikleri ezip geçmek kabul edilemez. Diğer taraftan bu tür değerlendirmelerde hep aynı filmlerin olması, sinemanın dinamiklerine ters düştüğü gibi, bazı yeni tarihli kült veya baş yapıt mertebesine çıkabilecek filmlerin de fark edilmelerini engelliyor.

Bu durumda aşkın, farklı şekillerde yaşandığı, duyumsandığı daha yeni tarihli filmleri, klasikler ile sıralamak daha mantıklı olacaktı. Her biri farklı duyumsamalar bırakan, aşkların  yaşandığı filmleri  şöyle sıraladım : 


1.     PARLAK YILDIZ-BRIGHT STAR (2009)

İngiliz romantik şair "John Keats"  ile  "Fanny Brawne"  arasında 1800’lü yıllarda yaşanmış eşsiz bir aşkı anlatıyor. Tüm zamanların en romantik şairleri arasında gösterilen Keats’in dizeleri ve değişen mevsimlerin olağanüstü güzel görüntüleri arasında yaşanan aşk, sevgiliye hiçbir zaman tam olarak ulaşamama, kavuşamama, doyamama duygusu ile doludur. Yeni Zelanda asıllı kadın yönetmen "Jane Campion" çok sevdiği şiir sanatına yaptığı bu görkemli övgüde,   görüntü yönetmeni "Grieg Fraser’ın" her karesi yağlı boya tabloyu andıran muhteşem resimleri eşliğinde,  duygu sömürüsüne, hamasete sapmadan hüzün dolu bir aşkı anlatıyor. Sevgililerin dokunuşlarını seyirciye duyumsatıyor.          

2.AŞK ZAMANI-IN THE MOOD FOR LOVE (2000)

Won Kar- Wai adını geniş kitlelere tanıtan “Aşk Zamanı” 1962’de Honk Kong’da yaşanan imkansız bir aşkı anlatır.  Renk, dekor, kıyafet, müzik ve sıra dışı kadrajları yanında kadın başrol oyuncusu Maggie Cheung’un  unutulmaz zerafeti ile tüm zamanların en estetik aşk filmlerinden sayılmaktadır.

BOKS SADECE DÖVÜŞ DEĞİLDİR

DÖVÜŞÇÜ-THE FIGHTER

Yönetmen : David  O.Russell

Oyuncular: Mark Wahlberg, Christian Bale, Amy Adams, Melissa Leo.


Kızgın Boğa-Raging Bull" (boksör Jack La Motta'nın yaşamı), "Cinderella Man"(James Braddock'un yaşamı)," Ali "(Muhammed Ali), "Yukarda Biri-Somebody Up There Likes Me" (Rocky Graziano)  hepsi şampiyonluk yaşamış boksörlerin acı, yoksulluk, mücadele dolu gerçek yaşamlarını sunmuşlardı.

"Rocky"," Milyon Dolarlık Bebek-Million Dollar Baby", "BoksörThe Boxer" ise boksun düşsel kahramanlarını sokmuştu dünyamıza. Boksun ve boksörlerin farklı dünyası, tek başına bir kategori oluşturacak kadar çok sayıda filmle temsil ediliyor sinema dünyasında.

Dövüşçü-The Fighter” de İrlanda asıllı boksör Mike Ward’ın şampiyonluğu yakalama öyküsü anlatılıyor. Ailesi, yaşadığı Boston banliyösü Lowell, sevgilisi Charlene ile olan ilişkileri detaylı bir şekilde öyküye yerleştirilmiş.
 

AŞK İNSAN HAYALLERİNİ AŞAR


AŞK TESADÜFLERİ SEVER


Yönetmen : Ömer Faruk Sorak
Oyuncular : Mehmet Günsür, Belçim Bilgin, Ayda Aksel, Altan Erkekli,Yiğit Özşener.
Aşk insan hayallerinin sınırlarını aşar. Kimi, ne zaman, ne kadar seveceğini kim hayal edebilir ki ? O nerededir, acaba onunla yollar kesişecek midir ? Bu yüzden insanlar aşkın tesadüfleri sevdiğine inanır ve inanmak ta ister. Bu alt metine sıkı sıkıya sarılan bir film “Aşk Tesadüfleri Sever”. Deniz ve Özgür’ün doğumdan başlayarak yaşamları kesişmiştir. Her ikiside olgunlaşmayan çocukluk aşklarını 25 yıl sonraki karşılaşmalarında hatırlar.
 

BİR BALERİNİN KORKULARI

 

SİYAH KUĞU-BLACK SWAN


YÖNETMEN:DARREN ARONOFSKY
OYUNCULAR: NATALIE PORTMAN, MILA KUNIS, VINCENT CASSEL, BARBARA HERSHEY, WINONA RYDER
Nina Sayers (Natalie Portman) küçük yaşlardan itibaren, varoluşunu başarılı bir balerin olmak üzerine kurmuştur. Gerçek yaşamı, zevklerinden uzak, kendi evreni içine sığdırdığı kadarıyla paylaşmaktadır. Cinselliğini, bilinç dışı bastırılmış tüm duygularını dans ederek ördüğü duvarlar içine hapsetmiştir. Ayna karşısında saatlerce bedenini istediği figürleri yapan bir makineye; hayallerinin, hedeflerinin bir kölesi haline dönüştürmüştür. Bastırılmış duygularının uyandırılması benliğinde bilinç dışı bir kaosa yol açar. Kaotik bilincin yarattığı hayallere, sanrılara artık tek bir Nina  yetmez, onu parçalayıp, bölerler. Birlikte yaşamını paylaştığı ve sistemin koruyucusu anne de bir noktadan sonra  Nina üzerindeki hakimiyetini yitirir.

ÇAĞIN RUHUNU YAKALAYAN YÖNETMEN: DAVID FINCHER



Doksanlı yılların başlarından itibaren Kara Film “Film Noir” türüne getirdiği yenilikler ile önce küçük kitleler tarafından takdir edilen bir yönetmen oldu    David Fincher. O yıllarda “Ben Kwai Köprüsü gibi büyük işlerle uğraşamam, dip not olabilecek filmler yaparım” diyen Fincher zamanla bu “ ıvır zıvır” işlerle  özgün bir sinematografi yakaladı. Kendisini izleyen kitle büyüdü, zaman zaman orta akım sinemanın güvenli, barışık sularına doğru dümen kırması bile dozunda kaldı, hayal kırıklığı yaratmadı.

OSCAR’I BEKLERKEN


27 Şubat gecesi Kodak Theatre dağıtılacak 83.Oscar ödüllerinin adayları belli oldu. Her yıl adayların açıklanmasından sonra Oscar’ı Beklerken yazısını yazmaktan özel bir keyif alıyorum. Bana bir şekilde, geçmişte sadakatle yazdığımız bayram tebriklerini hatırlatıyor. 12 adaylık ile “King’s Speech-Zoraki Kral”, 10 adaylık ile “True Grit-İz Peşinde” en iddialı filmler.

“Zoraki Kral” akademinin hoşlandığı türden bir dönem filmi. İkinci Dünya Savaşı geliyorum dediği yıllarda, İngiltere tahtına çıkması gereken varis Prens Albert kekemeliği yüzünden zor durumdadır. Konuşma terapisti Lionel Logue’un sıra dışı yöntemleri ile bu özrünün üstesinden gelmeye çalışır. Hafif bir tebessüm ile seyredilen dramda, kekeme kral rolünde mükemmel bir oyunculuk sergileyen Colin Firth Oscar’a en yakın aday. Colin Firth, Geofrey Rush ve Helena Bonham Carter’ın sürüklediği film festivallerden bir çok ödül ile döndü. Oscar kazanması sürpriz olmayacak. 
Yılın en farklı filmi olan “Başlangıç-Inception” hak ettiği en iyi film ve özgün senaryo dalları olmak üzere 7 adaylık aldı fakat yönetmen Christophe Nolan garip bir şekilde aday gösterilmedi. Senaryonun kafa karıştırıcı yönü akademi üyelerinin çok hoşuna gitmedi anlaşılan.
Darren Aranofsky “Güreşçi” den sonra bu kez bir balerinin dramını “Siyah Kuğu-Black Swan” da psikolojik gerilimle anlatıyor. Filmi sarmalayan  “Kuğu Gölü Balesinin” eşsiz müziği, Nathalie Portman’ın mükemmel performansı,sanrılar ve tedirgin atmosfer, akılda kalan bir film ortaya koyuyor. Portman Altın Küre’den sonra en iyi kadın oyuncu ödülünün bir numaralı adayı.

AŞKIN YENİDEN UYANIŞI

BENİM ADIM AŞK- IO SONO L’AMORE
 

YÖNETMEN: LUCA GUADIGNINO
OYUNCULAR: TILDA SWINTON, FLAVIO PARENTI, EDOARDO GABRIELLINI.
‘Benim Adım Aşk-Io Sonore L'amore’ kısaca, bildik sularda bir aşk, iktidar çatışmasının farklı, şiirsel sinematografi ile tekrarı olarak tanımlanabilir. Melodramın aşk, ihanet, ölüm, yıkılan aile gibi klasik öğelerini bünyesinde harmanlarken, tek bir oyuncunun sıra dışı performansının, her şeyi ne kadar değiştirebileceği bir kez daha tekrarlanıyor. Bu oyuncu İngiliz asıllı Tilda Swinton. Rus asıllı Emma rolünde, ruhundaki değişimleri karşı koyulmaz bir vücut dili ile adeta kanaviçe gibi işliyor. Filmin odağında aristokrat yaşantının bir parçası olmuş Rus kökenli Emma Recchi var. Milano’nun köklü ailesi Recchi’lere, yıllar önce Rusya’dan gelin gelmiş olan Emma bir erkek ve kız çocuk doğurmuş zaman içinde ailenin en sevilen, akıllı, kültürlü fertlerinden birisi olmuştur. Aristokrasinin ağır, tumturaklı havasına alışmış yaşantısını ve ruhunu sistemin emrine teslim etmiştir.

AYLAKLIK VE AİLE İÇİ ŞİDDET


ÇÖLDE KUTUP AYISI-DE HELAASHEID DER DINGEN

YÖNETMEN: FELIX VON GROENINGEN
OYUNCULAR:  KENNETH VANBAEDEN, KOEN DE GRAVE, WOUTER HENDRICKX, JOHAN HELDENBERGH

Flamancası ‘Şeylerin Boktanlığı – De Helaasheid Der Dingen’ olan film ‘Çölde Kutup Ayısı’ adıyla gösterimde. Türkçesi,  öykünün özünü tanımlayan ve daha sıcak bir adlandırma olmuş. Gerçekten çok bir farklı çevrede büyümüş olan yazar Gunther Strobbe’nin geriye dönüşler ile çocukluk yıllarını anlatan film, onun ‘kitaptaki karakterler ve gerçek kişiler arasındaki benzerlik, insan doğasını anlamış olmaktır’ tümcesiyle açılıyor. Bunu izleyen bölümlerde insan doğasının çok sık rastlanmayan karakterlerini sunup, onları anlamamızı talep ediyor.  

Gunther’in 13 yaşına döndüğümüzde, onun çok garip bir aile ortamında büyüdüğüne tanıklık ediyoruz. Yılda bir kez erkeklerin bacaklarını traş edip,

EN İYİ TEDAVİ YİNE AŞK

AŞK SARHOŞU-LOVE AND OTHER DRUGS


YÖNETMEN: EDWARD ZWICK
OYUNCULAR: JACK GYLLENHALL, ANNE HATHAWAY, HANK AZARIA.


Son yıllarda Amerikan sinemasında romantik komedi türü bir değişim yakalama çabası içinde. Gerçek yaşamdan öyküleri abartısız, samimi ve daha cesur bir yaklaşım içinde yansıtıyorlar. Judd Apatow ve Todd Phillips örneğin 'Kaza Kurşunu-Knocked Up', ‘Matrak İnsanlar-Funny People’, ‘Felekten Bir Gece-Hang Over’ gibi bu havada, iyi filmlere imza attılar. Avrupa sinemasının gerçekçi ve cüretkar havasını,bol amerikanvari espri ile vermeye çalıştılar. Aşk Sarhoşu iki farklı temayı paralel olarak işlerken, öncelikle gerçek olmayı hedefliyor. İlaç endüstrisinin entrika ve rüşvet dolu arka dünyasına bağlantılı olarak tutkulu bir aşk ilişkisini anlatmaya çalışıyor. Jamie ünlü Pfizer firmasında mümessil olarak çalışırken genç yaşta Parkinson hastalığına yakalanmış Maggie ile tanışıyor.

YETİŞKİNLERE ANİMASYON

MEGAMİND-MEGAZEKA


Yönetmen: Tom McGrath
Oyuncular:Will Ferrell (Megamind), Brad Pitt (Metroman), Tina Fey(Roxanne Ritchie),Jonah Hill(Titan)
Bilgisayardan çıkma animasyonlar artık çocuklardan daha çok, yetişkinlere hitap etmeye başladı. Dreamwork stüdyosu Kung Fu, Panda, Madagascar, Shrek’den sonra  Megamind‘ı listeye ekledi. Megazeka kötülük kader midir yoksa bir seçim mi ? sorusuna yanıt ararken sinemanın klasik karakterlerine yaptığı göndermeler ile de dikkat çekiyor. Kim bunlar ? Godfather’dan Don Carleone  ve Süperman’den babası Jor-El’i canlandıran Marlon Brando’ya, Bela Lugosi’nin Dracula’sı, efsane bilgisayar oyunu Donkey Kong'a kadar yetişkinlerin hoşlanarak izleyeceği göndermeler.

KARANLIK VE GOTİK BİR DAHİ:


    TIM BURTON

Tim Burton üzerine hep şöyle bir hayal kurmuşumdur. Sınıfın arka sıralarında  dağınık saçlı solgun yüzlü önündeki kağıda bir şeyler çiziktiren bir çocuk görürüm.O anda sınıfta olan bitenle ilgisiz, kendi dünyasına gömülüdür.   Öğretmen kürsüden bakışlarını çocuğa doğrultur ve kızgın bir sesle bağırır : ‘Tim yine dersle ilgilenmiyorsun, o kağıda neler çiziyorsun ?’. Çocuk başını kaldırır ve mahcup bir şekilde : ‘Şey, efendim dalmışım, özür dilerim!’. Öğretmen hızını alamaz, tekrar bağırır :’Çabuk o kağıdı buraya getir !’. Çocuk önündeki kağıdı eline alır isteksiz adımlar ile kürsüye getirir. Öğretmen kağıda  bakar : ‘Nedir bu saçmalıklar, söyler misin ?’ diye bağırır. Öğretmenin elinde duran kağıtta, resimler şöyle sıralanıyordu : balkabağından kafası olan bir iskelet, ölü  solgunluğunda bir gelin, kafası kopuk bir şövalye ve gotik bir şato figürleri. Burada hayalim biter.

OTORİTE VE ŞİDDET

DENEY – THE EXPERIMENT

YÖNETMEN: PAUL SHEURING
OYUNCULAR:ADRIAN BRODY, FOREST WHITAKER.   

Meşhur Stanford Deneyinin ikinci kez sinema uyarlaması olan ‘Deney-The Experiment’ tek düze anlatımı ile, erkek egolarının dövüştüğü, bir hapishane hikayesinin ötesine geçemiyor. İşin başında 'Prison Break' dizisinin yönetmeni Paul Sheuring ve iki Oscar ödüllü oyuncu Forest Whitaker ve Adrian Brody olunca beklentiler haliyle yüksek oluyor.

2010 YILININ EN İYİLERİ


BAŞLANGIÇ -Inception
Rüya alemini ve aksiyonu mükemmel harmanlayan kurgusu yanında seyircisini gerçek ve hayal arasında muğlakta bırakan, zorlayan sıra dışı bir film. Christopher Nolan iki binli yılların en parlak yönetmeni olma yolunda.  
SİYAH KUĞU-Black Swan 
Kişilik bölünmesine varan bir hırsın,  Kuğu Gölü’nün müziği eşliğinde akıcı bir gerilime dönüştüğü başarılı bir film. Darren Aranofsky  Güreşçi’den sonra bir kez daha ruhun derinliklerinde dolaşıyor.  
OYUNCAK HİKAYESİ 3-Toy Story 
Pixar stüdyolarının yarattığı mükemmel animasyon son bölümü ile ilk günkü kadar yaratıcı ve eğlendirici. 
CİDDİ BİR ADAM-A Serious Man
Coen Kardeşlerin Musevi toplumunun inançlarına eleştiri oklarını sapladıkları ironik bir dönem anlatısı.    
BEYAZ BANT-Das Weisse Band
1912 yılında bir Alman köyündeki yaşamdan kesitler sunarken,  aile yapısının
 ve çocuk terbiyesinin geleceğin Nazilerini nasıl şekillendirdiğini gösteren, mükemmel bir Haneke filmi.
SOSYAL  AĞ – The Social Network 
David Fincher sosyal iletişim sitesi Facebook’un kuruluşunu anlatırken, bilgisayar dünyasının başarılı isimlerinin arkasında yatan karakterlere odaklanıyor. 
HIRSIZLAR ŞEHRİ-The Town
Ben Affleck’in yönetip oynadığı başarılı bir suç filmi. Soygun ve çatışma sahnelerindeki dinamizm yanında Jeremy Renner’in başarılı performansı da dikkat çekiyor.
PARİS’TE SON KONSER-Le Concert
Romen asıllı yönetmen Radu Mihaileanu seyircinin duygu tellerini titreten, yarattığı sahici karakterler ile yaşayan birinci sınıf bir melodrama imza atmış.

ÖLÜMCÜL TAKİP- The Chaser

Güney Kore sinemasından özgün bir polisiye daha. Eski polis, yeni kadın satıcısı Joong Hoo müşteri gibi davranan bir seri katilin peşine düşer.  Kaçanın ve kovalayanın öyküsü içinde polis teşkilatının emir komuta kademesindeki hantallık mükemmel bir ironi ile işlenmiş.
   

211. HÜCRE- Celda 211

İspanyol sineması son yıllardaki başarılı filmlerine bir yenisini ekledi. Bir insan yaşamının 24 saat içinde ne kadar dramatik değişebileceğini, gerilimli bir hapishane öyküsü ile anlatıyor. 

SİNE HABER

 68. GOLDEN GLOBE ADAYLARI BELİRLENDİ


Akademi Ödülleri'nin en büyük yol göstericisi olarak tanımlanan Golden Globe'da bu yıl en dikkat çekici aday ise 7 dalda birden aday gösterilen Tom Hooper filmi, The King's Speech. Bu filmi 6 dalda adaylık ile David Fincher'ın The Social Network'ü ve David O. Russell'ın The Fighter'ı takip ederken The Tourist ve Alice in Wonderland de aday gösterilmesi süpriz sayılan filmlerden. Ayrıca Christopher Nolan'ın Inception'ı ile 4 dalda aday olduğu görülen ödül töreninde TV dizileri için belirlenen kategorilerde de adaylar açıklandı.

16 Ocak 2011 tarihinde The Beverly Hilton'da Ricky Gervais'in sunumu ile gerçekleştirilecek 68. Golden Globe kategorileri ve adayları, tam listesi:

En İyi Film (DRAMA)
Black Swan
The Fighter
Inception
The King’s Speech
The Social Network

KÖTÜLERDE SEVER

HIRSIZLAR ŞEHRİ –THE TOWN


YÖNETMEN: BEN AFFLECK
OYUNCULAR: BEN AFFLECK, JEREMY RENNER, REBECCA HALL, JON HAMM.

‘Hırsızlar Şehri-The Town’ 2010’un açık ara en iyi polisiye filmi. Film Noir geleneğinin modern takipçisi sayılabilecek kaderci, romantik ve lanetlenmiş karakterleri kutsayan bir film. Karanlık atmosfer, öykünün anti kahraman karakterleri ile bütünleşirken soygun filmlerinin karizmatik polis/soyguncu kovalamacasına referans olabilecek sahneler de dikkat çekiyor. İnsan ilişkilerinde ve soygun sahnelerinde ortaya çıkan dinamizm, öyküyü saran karanlık atmosfer ile mükemmel bir kontrast oluşturuyor. Sıklıkla gerçekleşen banka soygunları ile ünlenmiş küçük banliyö şehri Charlestown, kaderlerinin esiri karakterlerin üzerine sinmiş olan ‘sıkışmışlık/kaçamama’ duygusunu hissettirmeyi başaran bir mekana dönüşmüş.

 ÇAKAL



YÖNETMEN : ERHAN KOZAN
SENARYO: SERTAN TELLİ
OYUNCULAR: İSMAİL HACIOĞLU, UĞUR POLAT, ERKAN CAN, CÜNEYT TÜREL,NACİ TAŞDÖĞEN
Daha ilk sahnede Fahrettin Abi dışarıda havlayan köpeklere sinirlenir, seyirciye dönerek sunturlu bir küfür sallar. Sıra dışı bir filmin ilk işaretidir. Filmde 18 yaş sınırının olması diğer bir işaretti. Öykünün içine girdikçe on sekiz yaş sınırı konmasına neden olan küfürlü, argolu konuşmaların anlatılan yaşamların gerçek bir parçası olduğunu anlıyor seyirci. Rahatsızlık  yerini gerçekçi anlatımın etkileyiciliğine terk ediyor zamanla.

 ANGELINA JOLIE VE JOHNNY DEEP VENEDİK’TE


TURİST-THE TOURIST
YÖNETMEN: FLORIAN HENCKEL VON DONNERSMARCK
OYUNCULAR: ANGELINA JOLIE, JOHNNY DEEP, PAUL BETTANY, STEVEN BERKHOFF

Beklentileri karşılamayan filmler arasında ‘Turist-The Tourist’ bu yıl ilk sırayı açık ara kazanır. Angelina Jolie ve Johnny Deep’i bir araya getirmek dışında özelliği olmayan, biraz aksiyon sosu katılmış romantik bir komedi var karşımızda. Venedik’in güzellikleri arka planı süslerken ön planda Angelina Jolie şık kıyafetler içinde manken edasında salına salına yürüyor. Johnny Deep ise nevi şahsına münhasır oyunculuğunu sergiliyor, yaratıcılığını hissettiriyor, fakat onun için hafif kalan, üzerine yapışmayan bir karakter .