yazarlar

FUTBOLSUZ BİR SİNEMA OLUR MU?

FUTBOLSUZ BİR SİNEMA OLUR MU?

23 Haziran 2008 


Seyrettiğim ilk futbol filmi çocuk yaşlarımda Metin Oktay’ın yaşamını anlatan Taçsız Kral (1961) oldu. Efsane golcünün bizzat kendisini oynadığı filmde doksana takma antremanları hala gözlerimin önünden geçen sahnelerdir. İkincisi ise yıllar son

Tam anlamıyla bir futbol şöleniydi. Futbol tutkunları için maçların televizyonlarda yaygın olarak gösterilmediği yıllarda Pele, Bobby Moore, Ardiles gibi efsane oyuncuların rol aldığı filmi seyretmek büyük olaydı.İkinci Dünya Savaşı sırasında toplama kampında tutsak tutulan bir grup futbolcunun Alman Subaylarını 4-0 geriden gelerek 5-4 yenmesini anlatıyordu. Esas planları devre arasında yüzme havuzunun dibine açılmış bir tünelden sıvışarak özgürlüğe kavuşmaktır. Fakat kazanma hırsı onların çıkarak oynamayı tercih etmelerine neden olur. John Huston gibi bir ustanın çektiği film tüm zamanların en beğenilen ve bilinen futbol filmi oldu. Pele’nin kırık kolla attığı röveşata golü nasıl hafızalara kazınmaz?

Huston’ın Zoltan Fabri’nin en iyi filmi olarak gösterilen ‘Cehennemde İki Devre’ (1961) filminden bir hayli esinlendiğini de göz ardı etmemek gerekir. Arşivlere göz atıldığında futbol üzerine film sayısının hatırladıklarımızdan çok daha fazla olduğu görülür. Yine de büyük stüdyoların ve yapımcıların bu konuda motivasyon eksikliği çok belirgin. Hollywood’un Amerika’da çok popüler olmayan soccer (futbol) ile son yıllara dek çok ilgilenmediği bir gerçek. Diğer taraftan her hafta yirmi kamera ile canlı yayınlanan bir doksan dakikayı heyecan içinde yaşayan, her futbolcunun türlü duygusal tepkisini yakın plan anında izleyen seyirciye sinemanın sunacağı fazla bir şey kalmıyor. Aynı renklere gönül vermiş arkadaşlarıyla heyecanı, sevinci ve üzüntüyü her hafta paylaşan bir taraftar için kurgusal futbol filmi belgesel kadar soğuk kalır. Beyazperde de gördüklerinin onun adrenalinini yükseltmeye gücü yetmez.

Geriye otobiyografik veya futbolu arka plan olarak kullanan filmler kalıyor. Hollywood menşeli ‘Goal’ filmi son yılların iyi hasılat yakalayan filmlerinden birisi oldu. Meksika asıllı Munes’in keşfediliş, yükseliş öyküsü üç bölüm olarak planlanmış. İkincisi ilkinin başarısının uzağına düşse de üçüncüsü merak edilmiyor değil. 2001 yapımı ‘Sıra Dışı Sanıklar-Mean Machine’ sertliği ile ünlü eski futbolcu Vinnie Jones’un sürüklediği hapishanede geçen bir futbol öyküsüydü. Trafik cezası nedeniyle hapse düşen eski futbolcu Danny Meahan gardiyanlar ve tutuklular arasında düzenlenen futbol maçınının en gözde oyuncusudur. Mahkumların takımını yöneten Meahan bir çok baskıyla karşı karşıya kalır. ‘Hayatımın Çalımı-Bend İt Like Beckham’ (2002) oyuncularının sempatik performansları yanında İngiltere’de yaşayan Hint ailesinin geleneklerine bağlılığının sevimli portresi ve hepsinin üstünde futbola duyulan tutkunun sadece erkeklere mahsus olmadığını göstermesiyle başarılı bir film oldu. Otobiyografiler arasında geçen yıl gösterime giren Maradonna’nın yaşamını anlatan ‘Tanrı’nın Eli’ düz, kuru bir otobiyografi olmaktan öteye geçemeyen bir filmdi. Bu türün en başarılı örnekleri arasında belgesel olarak çekilmiş olan Zidane (2006) sayılabilir. Real Madrid-Villareal arasında oynanan lig maçında tüm kameralar sadece Zidane’ı izler. Real Madrid’in yüzüncü yılında çekilmiş olan Real-La Pelicula ise takımın evrenselliğini vurgulayan yarı belgesel bir filmdi.

Futbolu otobiyografik anlatılardan çok öyküye yedirerek nasıl bir tutku olduğunu gösteren filmler sinema tutkunları için her zaman daha ilgi çekici oldular. Bunların içinde Tibetli Budist Khyentse Norbu’nun senaryosunu yazıp yönettiği ‘The Cup’ (1999) Budizm ve futbolu kaynaştıran eğlendirici bir filmdi. Mistik ve buğulu havasıyla yaşantının sessiz bir akış içinde geçtiği Tibet manastırında Dünya Kupası finali yaklaştıkça bir kıpırtı başlar. Futbol tutkunu rahipler maçı seyredebilmek için çevre köylerden bir televizyon ayarlar. Futbolu seyrederken de kurallara kendi mistik öğretilerini eklerler. Bu ara Norbu’nun Amerika’da sinema eğitimi almış, Bertolucci’ye Küçük Budha filminde asistanlık yaptığını da küçük bir dip not olarak ekleyelim.

Mahalle yaşantısını ve futbolu harmanlayan bizden yapımlar da oldukça fazladır. Futbolu fena halde hayata benzeten ‘Dar Alanda Kısa Paslaşmalar’(2000) Bursa Esnafspor’un şampiyonluk mücadelesi çevresinde, sığ ve küçük yaşamları mükemmel yansıtır. Dram ve gülmecenin aynı çerçevede yer aldığı başarılı bir Serdar Akar filmi olarak hatırlanır. Kemal Sunal ‘ın Gol Kralı Şaban’ı veya ‘Gülşah-Küçük Anne’ gibi filmlerde futbol hep vardır. Metin Oktay’ın kendi yaşamını canlandırdığı Taçsız Kral’dan sonra 1962 de futbol ve futbolcu Suphi Kaner ‘in baş rolde oynadığı ‘Gol Kralı Cafer’ güldürüsünde beyazperdeye yansır. İki kişilikli bir karakter olan Cafer hem kahveci çırağı hem de ünlü kaleci Melih’tir. ‘L’Inafferabile-12’ adlı İtalyan komedisinin yerli uyarlaması olan filmi Hulki Saner yönetir ve Yeşilçam’ın Vahi Öz, İsmail Dümbüllü gibi ustaları rol alır. Yaşamı olaylar ile dolu olan kaleci Varol Ürkmez oyunculuğa geçtikten sonra artistik uçuşlarını filmlerinde de göstermeye başlar. ‘Şekerli misin Vay Vay’ filmi için Fenerbahçe-Altay maçında çekim yapılırken Varol Lefter’in sıkı bir şutunu havada lastik gibi kıvrılarak kurtarır. Lefter tüm ciddiyetiyle hakeme gider ve ‘Bre hakem bey, burada maç mı oynuyoruz yoksa film mi çekiyoruz? Şu Varol denen adama baksana kaleci değil aktör be’der. Ünlü futbolcuların Yeşilçam serüvenleri Nejat Saydam’ın yönettiği ‘Şenol Birol Gool’ ile devam eder. Kemal Sunal’ın unutulmaz filmleri arasında yer alan ‘Gol Kralı-İnek Şaban’ kendine özgü tiplemeleriyle futbolu tüm karakterleriyle karikatürize eder.

Kulüp tutkusunu taraftarların yaşam şekliyle anlatan filmler genelde İngiltere kökenli sinemacıların imzasını taşıyor. ‘Green Street Holligans’ (2005)West Ham taraftarları üzerinden holiganizmin tehlikeli dünyasını, genç yaşamların nasıl kaydığını anlatırken genç yönetmen Lexi Alexandre bu huzursuz insanların atmosferini mükemmel yansıtır. Son yıllarda iyi bir çıkış yakalamış olan genç yönetmenlerden Nick Love’un yönettiği Football Factory (2004) holiganizme sığınmış sosyal sorunlu insanların hikayelerini anlatır. Nıck Hornby’nin aynı adlı romanından beyazperdeye uyarlanan ‘Fever Pitch-Futbol Ateşi’ tutkulu bir taraftar olmayı neşeli bir dille anlatıyordu. Futbol tutkusuyla işsizliğin sorunlarını unutmaya çalışan bir avuç insanın öyküsünü anlatan ‘Adım Joe- My Name is Joe’ ise Ken Loach etiketi taşıyan Pete Mullan’ın mükemmel oyunculuğuyla ruhunu yakalayan, anılması gereken bir film. Purely Beter-Daha İyisi Can Sağlığı (2000) 15 ve 17 yaşında iki New Castle taraftarının sezonluk bilet satın alabilmek için para biriktirme mücadelesini anlatan bir film. Ünlü golcü Alan Shearer’nda kısa bir rolünün olduğu film, taraftarlığı mizahi bir dille ele alıyordu.

Futbol konusuna Uzak Doğu sinemasının da kayıtsız kalması düşünülemez. Japon yönetmen ‘Shaolin Futbolu’ eski bir futbolcunun Kung-Fu öğrencilerinden futbol takımı kurmasını anlatır. Takım fantastik uçuşlar eşliğinde attığı goller ve çalımlar ile profesyonelleri yenilgiye uğratır. Japon imzalı manga filmler küçük yaştaki seyircileri televizyon karşısında etkileyen kahramanlar yarattı. Küçük Golcü ve Strikers gibi diziler futbolu çocuklara sevdirmeyi amaçlıyordu.

Wim Wenders imzalı Peter Handke öyküsünden sinemaya uyarlanmış olan ’Kalecinin Penaltı Endişesi- Die Angst des Tormanns beim Elfer’, Richard Harris’in son dönemine gelmiş bir futbolcuyu canlandırdığı ‘Futbolcunun Sonu-Bloomfield’ futbolu karakterlerinin yaşamında bir parça olarak işleyen filmler oldu.
Futbolsuz bir yaşamın düşünülemeyeceği bir dünya düzeninde futbolsuz bir sinema da düşünülemez.


Emin Yeğinboy

DIVING BELT and BUTTERFLY

Felçli ama bir kelebek kadar özgür..

 21 Nisan 2008 


DALGIÇ VE KELEBEK (Diving Belt and Butterfly) 


Yönetmen: Julius Schnabl Oyuncular: Mathieu Amalric, Emmanuelle Seigner, Max von Sydow, Marie Josee Croze


Sinemalardan kısa sürede kayıp giden 2008’in en iyi filmlerinden birisi olmaya aday ‘
Beyin damarlarındaki hastalık nedeniyle geçirdiği kriz sonrası çalışan bir beyin ve sol göz dışında tümüyle felçli bir vücut ile yaşamını sürdürmek zorunda kalan Jean Dominique Bauby’nin öyküsünü bir sinema filmi yapmak oldukça riskli bir proje.

AZ PİŞMİŞ BİR YUMURTA

AZ PİŞMİŞ BİR YUMURTA


Yönetmen ve Senarist: Semih Kaplanoğlu
Oyuncular: Nejat İşler, Saadet Işıl Aksoy, Ufuk Bayraktar, Tülin Özen


Yusuf (Nejat İşler) annesinin ölümü üzerine doğduğu, büyüdüğü kasabaya geri döner. İsteyerek terk ettiği topraklara geriye dönüş onun için, ge

Olmak istediği büyük kentli entelektüel şair kimliği ekmek savaşının sürüklediği sahaf dükkanı ile yer değiştirmiştir. Kazandığı bir şiir ödülü dışında şair olarak anılmak yolunda muazzam işler başaramamıştır. Ana yuvasına, Yumurta’dan çıktığı yere dönüşün beklenmedik fakat içten istenilen bir ziyaret olduğunu anlar. Burada onu sonsuz

BAKIŞ AÇISI -VANTAGE POINT

Terör soslu bir başkan öyküsü



BAKIŞ AÇISI-VANTAGE POINT


Yönetmen: Pete Travis
Oyuncular: Dennis Quaid, Matthew Fox, William Hurt, Forest Whittaker


Bakış Açısı, ilginç sayılabilecek kurgusu ile dikkat çekmeye çalışan bir film. Bir olayın entrikasını tanıkların farklı gözlemlerinin
Efsane yönetmen Kurosawa benzer bir kurguyu Rashomon‘da yapmıştı. Bir haydutun kadın yüzünden bir soyluyu öldürmesini öldürülenin ruhu dahil dört ayrı kimlikten yorumlamıştı.

JUNO

On yedi yaşında hamilelik nasıl olur?

 28 Mart 2008 

Yönetmen: Jason Reitman Senaryo: Diablo Cody
Oyuncular: Ellen Page, Michael Cera, Jason Bateman, Jennifer Garner

"Juno" her şeyden önce gençlik üzerine, romantik komedi kıvamında bir film. Öyle ‘American Pie-Amerikan Pastası’ ve benzerleri gibi.
Filmi başarılı kılan en büyük etken Juno karakterinin yansıttığı pozitif elektrik. Yaşının çok üzerinde olgun, kararlı, cesur diğer taraftan o yaşta olunduğu kadar sevimli, fırlama, hazır cevap. Senaryoyu yazan Diablo Cody’nin ve Juno’yu canlandıran genç oyuncu Ellen Page‘in performansı karakterin bu denli etkileyici yansımasında en önemli etkenler.

İHTİYARLARA YER YOK

İhtiyarlara yer yok

YAŞAMIN ACIMASIZLIĞINDAN İNSAN MANZARALARI

Yönetmen, Senaryo ve Yapımcı: Ethan ve Joel Coen
(Cormac McCarthy’nin aynı adlı romanından)
Görüntü Yönetmeni: Roger Deakins

Oyuncular: Javier Bardem, Tommy Lee Jones, Josh Brolin, Woody Harrelson,Kelly Macdonald.


Hollywood’un klişeleri değişiyor mu? Daha genç yönetmenlerin özgün öyküleri ve dinamik anlatımları klasik sinemanın güvenilir şablonlarına dayanan filmlerine tercih ediliyor artık.

Sıra dışı karakterleri, sert, oldukça kanlı fakat bir o kadar da zekice yazdıkları senaryolarıyla kendilerine özgü bir sinema dili yaratmayı başarmış olan Coen Kardeşler bu son filmleriyle çıtayı biraz daha yükseltiyor. ‘İhtiyarlara Yer Yok’un genel atmosferine yükledikleri tekinsiz atmosfer ile toplumsal depresyonu ve çıkışsızlığı baştan sona hissettiriyor.

İndiana Jones: Kristal Kafatası Krallığı

 

 25 Mayıs 2008 

ESKİ DOST YENİDEN ARAMIZDA

Yönetmen: Steven Spielberg Oyuncular: Harrison Ford, Cate Blanchett, Karen Allen, Shia LeBoeuf, John Hurt

On dokuz yıllık aradan sonra İndiana Jones döndü. Hem de şanına uygun bir şekilde. Hızlı, dinamik, vurdu mu deviren

Bu kez hafif kırlaşmış saçlarıyla ellili yıllarda karşımıza geliyor Jones. 1957, Amerika/Rusya arasında soğuk savaşın hüküm sürdüğü yıllar. Güneybatı çölünde askeri bir üsse Ruslar baskın yapar. Yanlarında rehin getirdikleri İndiana Jones ve yardımcısı Mac (Ray Winston) vardır. Ruslar ve para psikolog liderleri İrina Spalko (Cate Blanchett) Kutsal Hazine Avcıları macerasının sonunda İndy’nin Amerika’ya getirdiği kutsal sandığın peşindedir.

Yılların akışıyla, Kırbaçlı Adamın geleneksel düşmanları olan Nazilerin yerini Ruslar almıştır. Soğuk savaş döneminde Amerikan paranoyasına dönüşmüş olan komünist avı İndiana Jones’u bile hedef alır hale gelmiştir. Marshall Kolejindeki işini kaybetme noktasına kadar gelen kahramanımızın tek çıkışı bir süre çevresinden uzaklaşmaktır. Lucas ve Spielberg serinin her filminde dönemin arka plandaki olaylarına yüzeysel olsa da şöyle bir dokunmuşlardır. Son Macera’da Nazilerin kitapları yakması, Kırbaçlı Adam’da tarikat vahşeti gibi… Onu çevreden uzaklaştıracak neden kendiliğinden ortaya çıkar. Kutsal Hazine Avcıları’nda kendisiyle onca tehlikeye atılan eski göz ağrısı Marion’un motosikletli ve deri ceketli oğlu Mutt (Shia LeBoeuf) Peru’ya kayıp altın şehri keşfetmeye gitmiş ve ortadan kaybolmuş Profesör Oxley (John Hurt) için yardım ister. Artık deri ceketi ve şapkayı tekrar giyme zamanıdır. Kahramanlarımız Güney Amerika’da yalnız kalmazlar. Ruslar burada da karşılarına çıkar. Akator uygarlığının ünlü kristal kafataslarını ele geçirerek dünyaya hakim olma ihtirası gözlerini döndürmüştür. Rus İrina Spalko İndiana karşısına çıkan ilk kadın düşman. Ama ne düşman. Önceki maceralarındaki kötüler Fransız Arkeolog Rene Belloq, Tungee tarikatı lideri Mola Ram, Kutsal Kase peşindeki aristokrat Donovan bu medyum kadının kötülüğü karşısında ana okulu çocuğu kadar masum kalır.

Yeni İndiana Jones serinin tüm klasik öğelerini kullanıyor; karanlık dehlizler, tuzak dolu tapınaklar, dev karıncalar, akrepler, zehirli ok atan yerliler, dev şelaler… Geleneksel araçlar üzerinde aksiyon bir kez daha askeri bir zırhlı araç üzerinde vuku buluyor. Kılıç düellosundan her türlü dövüşe kadar zenginlik içeren bir aksiyon menüsü. Eskileri hatırlarsak Son Macera’da askeri bir tank, Kırbaçlı Adam’da maden vagonu, Kutsal hazine Avcıları’nda yine askeri bir kamyon final aksiyonlarının araçları olmuştu. Lucas ve Spielberg farklı bir final ile geleneksel İndiana Jones ruhuna ters düşüyor. Çok sevdikleri bilim kurgu bir şekilde bu serinin dışında kalmalıydı. Marion ve İndy’nin tekrar bir araya gelmeleri filmin en hoş sürprizi oluyor.

Eski dost(lar) ile tekrar karşılaşmak keyif verici bir olay. Yılın en renkli ve eğlenceli filmlerinden birisi.

Emin Yeğinboy

SİDNEY LUMET 'in MUHTEŞEM DÖNÜŞÜ

SİDNEY LUMET 'in MUHTEŞEM DÖNÜŞÜ

 20 Şubat 2008 



Şeytan Duymadan Önce (Before the Devil Knows, You're Dead)

Yönetmen: Sidney Lumet
Oyuncular: Philip Seymour Hoffman, Ethan Hawke, Albert Finney, Marisa Tomei

Anne ve babaya ait dükkanı soymak, bu nasıl bir iş? Toplumsal yozlaşmanın son durağı olmalı bu!

Sinematografisinde yönettiği 70 sinema ve TV filmiyle en verimli yönetmenlerden olan Lumet'i en iyi 12 Öfkeli Adam 1957), Serpico (1973), Köpeklerin Günü (1975), Küheylan (1977), Şebeke (1977) gibi filmler tanımlar.



Doksanlı yılları vasat yapımlarla sessiz geçiren usta nihayet klasını konuşturan bir filmle geri dönüyor. Coen Kardeşlerin başyapıtlarından sayılan Fargo‘dan anımsadığımız beceriksizce planlanan bir aile içi soygunu, Lumet zaman içinde geriye dönüşler ile anlatıyor. Her bir karakter için soygun öncesine giderek içinde bulunduğu çıkmazı ayrıntılarıyla anlatıyor.

BU ULAK GELMESE DE OLUR!

BU ULAK GELMESE DE OLUR!

 31 Ocak 2008 

ULAK

Yönetmen: Çağan Irmak Oyuncular: Çetin Tekindor, Yetkin Dikinciler, Hümeyra, Şerif Sezer, Melis Birkan.

‘Babam ve Oğlum’un olağanüstü başarısından sonra Çağan Irmak‘ın yeni projesi ‘Ulak’ merakla bekleniyordu.

Olağanüstü bir başarıdan sonra çoğu yönetmen sonraki filmini kişisel mi, yoksa popüler beklentileri karşılayacak türde mi yapacağı konusunda ikilem yaşayabiliyor. Örneğini sinemada çok sık gördüğümüz bir durum. ‘Ulak’ filmi Çağan Irmak’ın her ikisini de birleştirme çabasını gösteriyor.

Amerikan Rüyası ve Suç Dünyası

Amerikan Rüyası ve Suç Dünyası

 21 Ocak 2008 

AMERİKAN GANGSTERİ


Yönetmen: Ridley Scott
Oyuncular: Denzel Washington, Russel Crowe, Josh Brolin, Lymari Nadal.


Yetmiş yaşına merdiven dayamış Ridley Scott, Oscar adayı olabilecek bir öyküyü daha önce bu ödülü kazanmış oyuncular ile iddialı bir şekilde beyaz perdeye yansıtmış. Ustaca kotardığı hızlı anlatım tekniğiyle üç saate yakın süren bir öyküyü hiç sıkmadan, akıcı bir şekilde anlatıyor. 1968 Nixon dönemi, Vietnam savaşı tüm şiddetiyle sürüyor.

KABADAYI GİBİ KABADAYI

KABADAYI GİBİ KABADAYI

 19 Aralık 2007

Yönetmen: Ömer Vargı     Senaryo: Yavuz Turgul
Oyuncular: Şener Şen, Kenan İmarzalıoğlu, İsmail Hacıoğlu, Rasim Öztekin, Aslı Tandoğan, Ruhi Sarı, Süleyman Turan.

Yavuz Turgul’un yazıp yönettiği 'Züğürt Ağa', 'Muhsin Bey', 'Aşk Filmlerinin Unutulmazı
Bir Eşkiya, bir Kabadayı çoğunluğun cesaret edip, göze alamadıkları işlere kalkıştıkları için onların bilinç dışı eylemlerinin temsilcileri oluyor. Bilinç dışı patlamanın, eylemin karakter yansıması Yavuz Turgul filmlerinde hep Şener Şen’in usta oyunculuğunda şekillendi. Kendi halinde sadece varlığını sürdürmeye çalışan bir insanın değişimini onun kadar iyi oynayabilecek bir oyuncu olmadığına artık inanır olduk.

BAKİRE KRALİÇENİN ALTIN ÇAĞI

BAKİRE KRALİÇENİN ALTIN ÇAĞI

 12 Aralık 2007 

ELİZABETH: THE GOLDEN AGE

YÖNETMEN: SHEHKAR KAPUR OYUNCULAR: CATE BLANCHETT, CLİVE OWEN, GEOFFREY RUSH, SAMANTHA MORTON.

Elizabeth, tarihin en başarılı ve en farklı kraliçe karakterlerinden birisi olduğu kadar kırk beş yıl gibi uzun süre İngiltere krallığıProtestan mezhebine mensup bir kraliçe olarak Katolik İngiltere’nin başında olmak hele mezhep kavgalarının zirve yaptığı bir dönemde kabus gibi bir durumdan alnının akıyla çıkmayı bilmiş.

BİR EFSANENİN BUNALIMI

BİR EFSANENİN BUNALIMI

  25 Kasım 2007 

Artık doksanlı yılların westerni olarak isimlendirilecek yeni bir kategoriden bahsedebiliriz. Clint Eastwood 1992'de ‘Unforgiven-Afedilmeyen’ ile Oscar ödülünü kucaklarken can çekişmekte olan bir türe adeta hayat öpücüğü veriyordu.


Yönetmen: Andrew Dominik.

Oyuncular: Casey Affleck(Robert Ford), Brad Pitt(Jesse James), Sam Shepard(Frank James),Sam Rockwell(Charley Ford),Michael Parks(Henry Craig).

1990 da Kevin Costner ‘Kurtlarla Dans-Dances with Wolves’ ile yedi Akademi ödülü birden kazanırken beyaz adamın vahşi, kızılderililerin ise barışcıl karakterlerinin altını çizer ve bu türde artık bazı şeylerin daha gerçekçi olması gerektiği mesajını verir.

SESSİZLİĞİN VE BOŞLUĞUN MİMARI ANTONİONİ


SESSİZLİĞİN VE BOŞLUĞUN MİMARI ANTONİONİ

18 Ekim 2007 16:00 


Michalengolo Antonioni’nun ölümü ile sinemanın biçimsel dogmalarını yıkan, kalıplaşmış tekniklerinin dışına çıkan, yenilikçi bir yönetmeni kaybettik. Aynı yirmi dört saat içine kendisinden binlerce kilometre uzakta, İsveç’in küçük bir adasındaSanatın popüler klişelerini her zaman reddetti. “Sinema okullarında öğretilen ve değer taşıyan bir çok kuralın ne kadar geçersiz olduğunu kanıtlamak için çekim yaptığım çok gün oldu” diyen Antonioni en fazla problemli entellektüelleri, zenginleri anlattı.

Yaşamın Kıyısına Tutunanlar

Yaşamın Kıyısına Tutunanlar

  09 Kasım 2007  

YAŞAMIN KIYISINDA Senaryo ve Yönetmen:FATİH AKIN Oyuncular: Baki Davrak, Nurgül Yeşilçay, Tuncel Kurtiz, Hanna Schygulla, Patrycia Zlollkowska, Nursel Köse. Hamburg’ta doğup büyüyen Fatih Akın Türk kültürünü, film çektikçe daha iyi tanıdığın
Filmin ilk bölümünde tanıdığımız Ali Aksu (Tuncel Kurtiz) Almanya’da yıllarca işçi olarak çalışıp emekli olmuş ilk jenerasyon Türklerden. Maddi olarak yaşamını garantilemiş, oğlu Nejat okuyup üniversitede profesör olmuş tam deyimiyle tuzu kuru bir adam.